The Handmaid’s Tale, dizisi ile hem okuyucuların hemde dizi seyircilerinin dünyasında büyük bir ün sahibi oldu. Ancak ben her zaman olduğu gibi kitap, diziyi döver diyerek hem diziyi izledim hem kitabı okudum. Doğrusu dizi daha iyi olamaz gibi geldi bana, ama kitap, tabiki de diziyi döver. 😁
Margaret Atwood, ütopya ve distopyayı
birleştirerek ‘üstopya’ adını verdiği romanlar yazıyor. Açıkçası ben bu
kitabın ütopik bir tarafını göremedim. Benim için tamamen distopik bir
kitaptı. ☁
Gilead Cumhuriyeti oldukça katı bir şekilde
yönetildiği için insanlar fısıldayarak konuşmaya, içlerinden geçenleri
anlatmaya korkuyorlar. Kitabımız da zaten Fredinki’nin (dizide Offred)
monologlarından oluşuyor aslında. Karakterimizin asıl adı June, ancak
Komutanı Fred’in damızlık kızı olduktan sonra Fredinki oluyor. Hiçbir
Damızlık Kız birbirinin gerçek adını bilmiyor. Çünü gerçek adlarını
birilerine söylemek rejime isyanla eş anlamlı ve bunun sonu da duvarda
asılmak. Ve June, her şeye rağmen yaşamak istiyor.
” Birden fazla özgürlük çeşidi vardır, derdi Lydia Teyze.* Bir şeyler yapma ve bir şeylerden sakınma özgürlüğü. Anarşi günlerinde, bir şeyler yapma özgürlüğü vardı. Şimdiyse size sakınma özgürlüğü veriliyor. Azımsamayın bunu sakın. “
(*Lydia Teyze, Kırmızı Merkez’de Damızlık Kızları eğiten kadın.)
Anarşi
günleri ile kastedilen zaman diliminin günümüz olduğunu söyleyebiliriz.
Kadınların erkeklerle eşit olduğu günler kastediliyor yani. Sakınma
özgürlüğü nedir peki? Hiçbir erkek yolda yürürken size laf atamaz
mesela. Çünkü sonunda kesinlikle kötü bir şeyler olur. Bu güzel evet,
kadınlar yolda rahatsız edilmeden yürüyebilirler. Ama o yolda nasıl
yürüyorlar? Bir kere yolda yürümek için kesinlikle belirli saatleri var,
başları eğik olmak zorunda. Ayrıca Damızlık Kızlar ikili gruplar
halinde yürümek zorunda ki birbirlerini gözetleyebilsinler. Muhteşem bir
gözetleme sistemi kurmuşlar. Herkes, herkesi ispiyonlayabilir; kimse
güvenilir değil.
Özgürlük ve insanların asimile edilmesi kitapta
çok net aktarılmış. Bir gün alışveriş yolundayken bir grup turist
görüyorlar. Etek boyu hemen diz altında, topuklu ayakkabı giymiş, siyah
saçlı, kırmızı rujlu Japon turistler June’u ve alışveriş arkadaşını hem
büyülüyor hemde tiksindiriyor. Sonra da şöyle düşünüyor: ”
Büyülendik, ama tiksindik de. Çıplak gibiler. Çok kısa sürmüş fikrimizi
değiştirmemiz, bu tür şeyler hakkında. Sonra düşünüyorum: Eskiden bende
böyle giyinirdim. Özgürlüktü bu. ”
” Şimdi bütün çocuklar isteniyor, ama herkes tarafından değil. ”
Gelelim
Damızlık Kızlar’ın varlık amacına: Bir şeyler yapma özgürlüğü varken
nüfus tehlikeye girmiş. Gerek doğum kontrol yöntemleri gerek kürtaj ve
gerekse besinlerdeki maddelerden dolayı doğum ve sağlıklı doğum azalmış.
Gilead Cumhuriyeti doğum oranını arttırmak bahanesini temel alarak
kadınların bütün haklarını ellerinden alıyor ve onları erkeklerin
insafına bırakıyor.
Tabi Damızlık Kızlar’ı hem erkeklerin hemde
Eşler’in insafına bırakıyor. Evli ve yüksek konum sahibi ancak çocuk
sahibi olamamış çiftlere Damızlık Kızlar atanıyor. Onlardan çocuk
doğurup, aileye bırakıp başka bir ailede aynı şeyi yapmaları bekleniyor.
Ve çocuğu olan kişiler diğer herkes tarafından hasetle karşılanıyor.
Çünkü sonunda çocuk sahibi olan adam daha da yüksek bir mevkiye
kavuşuyor, hayat standartları yükseliyor.
” Ne mezar taşlarına ne de kiliseye iliştiler. Onları rahatsız eden şey, daha yakın tarih. “
Gilead
Cumhuriyeti geleneksel değerlere dönüyor. Cumhuriyet dediğime bakmayın,
lafta cumhuriyet. Erkek egemenliğini geri getirip kadınları ikinci ve
Damızlık Kızları da üçüncü sınıf vatandaş yapıyorlar resmen. Yazmayı
bırakın okumayı bile yasaklıyorlar kadınlara. Kadını kendi vücudundan
tiksindiren bir anlayış yaymayı amaçlıyorlar. İnsanları beynini adım
adım yıkıyorlar. Kutsal kitapları İncil’de yazmayan şeyleri yazıyormuş
gibi yayıyorlar. Ki bunlar her zaman kadınların kötülüğüne oluyor.
Yazar
vaiz verenleri önceki zamandaki işadamlarına benzetiyor. Bunu
okuduğumda ilk aklıma gelen şey savaş çıktığında insanlara cennetten
toprak satan din adamlarıydı. O zamanlara dönülmek, insanlar, özellikle
kadınlar kontrol altına almak isteniyor.
”
Umut yok. Nerede olduğumu biliyorum, kim olduğumu ve günlerden ne
olduğunu. Böylece sınıyorum kendimi, aklım başımda. Akıl sahip olunacak
değerli bir şey; bir zamanlar insanların para biriktirdiği gibi
biriktiriyorum onu. Saklıyorum, zamanı geldiğinde, elimde yeteri kadar
olacak. “
Umut yok dese bile zamanı geldiğinde diyerek içinde bir umut besliyor June. Zaten başka nasıl aklını kaçırmadan yaşayabilir ki?
Öncelikle
bazıları için büyük bir spoiler kabul edilebilecek bir şey
söyleyeceğim; bu bir kurtuluş kitabı değil. Durum kitabı. İçinde
kurtulmak için örgütlenme, hararetli tartışmalar yok. Elbette rejim
içinde olan ufak tefek hareketlilikler aktarılıyor ancak bu kitap
özellikle bunları anlatmak için yazılmamış.
Bunun dışında ben
dizide June karakterini hiç sevmemiştim, hatta uyuz olmuştum. 😁 Çok
hareketsiz ve şapşal gelmişti bana. Ama okuyunca anladım içindeki
hareketliliği, bedenini uysallaştırıp içinden nasıl isyan ettiğini.
Kitabın
özellikle kadınlar tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü
günümüzde de kadın ve erkek bir mücadele içinde, bu kadar keskin değil
tabiki. Ancak kadınları kendilerine getirecek ve bence haklarını daha da
tutkulu savunmalarını sağlayacak muhteşem bir kitap Damızlık Kızın
Öyküsü.
” Nolite te basterdes carborundorum. “*
*O piçlerin seni unufak etmelerine izin verme.
Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤