ALBAYIM BENİ NEZAHAT İLE EVLENDİR ~ İLHAMİ ALGÖR

 Upuzuuuun bir aradan sonra tekrar karşınızdayım.😊 İlhami Algör’ün bir başka kitabını yorumlamak üzere başlıyorum yazıma.

 Öncelikle kitabı okumaya başladığımda ” Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, kitabının devamı mı? ” sorusunu kendime sorup durdum. Ama sanki devamı değil de başka bir boyutta adamın hayatına devam eden hali gibiydi. Yani biraz garip bir kitap gibi geldi bana. Yazar olarak bir karakter var kitapta ve bu yazar gerçek hayattan hikayeler çalıyor. Aslında bu oldukça ilgi çekici bir durum. Müzeyyen de burada bir masal olmakla suçlanıyor. İlhami Algör de bir yazar sonuçta ve burada biraz kendine hakaret ediyor gibi geldi bana. Yani bir nevi özeleştiri de yapıyor diyebiliriz sanırım. Müzeyyen’in esas kız kendisinin figüran olduğunu söylüyor karakterimiz ve bu karakter kaderinin bir yazarın elinde olduğunu biliyor. Sanki kalbi ile beyni konuşuyor gibi bir durum var. Herkesin hikaye kahramanı olduğu dünyada o, kendi başına davranabilen bir hikaye kahramanı olmak istiyor. Hatta kendi kendine bir hikaye yazıyor ki anlatılamaz yani.😁 
Aslında adamın ümitsiz bir aşk arayışı var. ” Hikayenin eksikliği kadın. Hikayem ise o kadını aramak. ” Bu açıdan bakıldığında divan edebiyatına benzetebiliriz sanırım. Orada da sürekli bir aşk acısı vardır, eğer aşk acısı olmazsa şiir olmaz. Yani şair gönüllü olarak aşk acısını çekmek ister. Kitaba dönecek olursak hikayesini arayan bir adam var karşımızda. Bir kitapta bir sürü küçük hikaye var. Aslında oldukça eğlenceli ve ilginç bir kitap. Ancak bir o kadar da kafa karıştırıcı olduğunu söyleyebilirim.
Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. ❤

FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU / İLHAMİ ALGÖR

İlhami Algör’ün 2005 yılında yazdığı Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku kitabı filme uyarlanmış bir kitap. Ancak ben kitabı filmi izlemeden okudum yani herhangi bir kıyas yapamayacağım. Kitabın başında Müzeyyen’in ayrılışıyla ruhu kaybolmuş bir adamı görüyoruz. Kitap zaten genel olarak monologlardan yani iç konuşmalardan oluşuyor ancak yazar bu iç konuşmaların aslında Müzeyyen’le yapıldığını belirtiyor. Yani aslında karakterimiz hala Müzeyyen’den tam olarak ayrılabilmiş değil. Avaramu kelimesinin kitapta önemli bir yeri var. Avaramu; avare, başıboş anlamlarına geliyor ve karakterimiz bu kelimeyi kendini tanımlarken kullanıyor. İlhami Algör’ün betimlemelerine hayran kalmamak elde değil. Yaptığı betimlemelerle insanı kitabın içine sokuyor ve karakterin geçtiği sokaklardan geçiyor, onun yaşadığı duygu durumlarını yaşıyorsunuz. Eğitim sistemini örnek göstererek bazı şeylere sonradan alışıldığını aslında genlerimizde olmadığını söylüyor ve ” Şimdi devrik ve devirsizdik. ” cümlesi ile tektipleşmeye ve küreselleşmeye vurgu yapıyor. Karakterimiz Müzeyyen’e hayran. Çünkü Müzeyyen çok zeki, özgür ruhlu, baskıların altında ezilmeyen bir kadın. Kahramanımız Müzeyyen’i o kadar iyi tanıyor ki artık bir bakışından bile ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlayabiliyor ve bize nerede böyle adamlar dedirtiyor. Müzeyyen’in değiştiğinin farkında olan karakterimiz, kitabın sonlarına doğru eski günlere dönmek istiyor, kendini oraya ait hissetmiyor. Zaten adamımız çok düşünen, hassas bir adam. Kitap aslında Müzeyyen’in öteki oluşunu anlatıyor ve bunu o kadar mükemmel bir şekilde yapıyor ki kitap bittiğinde sanki 
Müzeyyen bizi terk etmiş gibi bir hüzne kapılıyorsunuz.
BONUS: 
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın